Adli Tıp Uzmanları Derneği Başkanı Ahmet Hilal: Antakya’da yaklaşık 1300 kimliği meçhul cenaze var

HATAY

Hatay’da enkaz kaldırma çalışmaları devam ederken kimlikleri tespit edilemeyen cenazeler de Reyhanlı yolu üzerindeki Narlıca Mahallesi’nde kurulan kimsesizler mezarlığına defnediliyor.

Üç ada üzerine kurulu mezarlıkta yüzlerce mezar bulunuyor. Fotoğrafı çekilen, DNA örneği ve parmak izi alınan cenazeler, numaralandırılarak bu alana gömülüyor. Bazı cenazelerden alınan eşarp, yazma ve atkılar da yakınlarının tanıyabileceği umuduyla mezar taşı olarak kullanılan numaralandırılmış tahtalara sarılmış durumda.  

İlk olarak bu mezarlıkta yapılmakta olan DNA örneği alma, kimlik teşhis ve kimliklendirme işlemleri, 27 Şubat’tan bu yana Hatay Adli Tıp Kurumu konteyner hizmet alanında (Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Girişi Yanı) yürütülüyor.

Narlıca kimsesizler mezarlığındaki cenazelerin akıbetini, defin öncesi yapılması gerekenleri, bu süreçte öne çıkan eksiklikleri, depremde hayatını kaybedenlere otopsi yapıp yapılamayacağını ve depremde yakınlarını kaybedenlere sadece matbu “ölü muayene, kimlik tespit, teslim ve defin tutanağı” verilmesini Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD) Başkanı ve Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Hilal ile konuştuk.

Kayıp sayılarının şeffafça açıklanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hilal, Antakya’da yaklaşık 1300 kimliği meçhul cenaze olduğu konusunda duyumlar aldıklarını söyledi.

45 binin üzerinde ölüm varken otopsi yapılmasının mümkün olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Hilal, ölü muayenesi işleminin doğru olduğunu ancak ilk günlerden itibaren tüm cenazelerden kan ve doku örneği alınması gerektiğini söyledi.

Yakınlarını kaybedenlere verilen ölü muayene tutanağının matbu olmaması gerektiğini, ancak depremin ilk günlerinde ölü muayenesi işlemini tam anlamıyla gerçekleştirebilecek bir işgücünün olmadığını kaydeden Prof. Dr. Hilal, hipotermiye bağlı ölümlerin meydana gelmiş olabileceğini ancak otopsi yapılamadığı için bunun kanıtlanmasının mümkün olmadığını belirtiyor.


Fotoğraf: Adana Tabip Odası

“Yaklaşık 1300 kimliği meçhul cenaze kaldığı belirtiliyor”

– Narlıca kimsesizler mezarlığında kimliği belirsiz kaç cenaze var? Defin ve kimliklendirme süreci nasıl işliyor?

21 Şubat’ta Antakya’dayken savcıdan aldığımız bilgiye göre, yaklaşık 4 bin kimliği meçhul cenaze vardı ama bunlardan 700’ü kimliklendirilmişti. Kimliklendirilen cenaze sayısı her geçen gün artıyor. Çünkü yakınlarını kaybedenler başvuruyor ve DNA analizleri yapılıyor. Kayıp yakını, çocuğu ya da anne-babasıysa hemen DNA eşleşmesiyle bulunabiliyor. Meslektaşlarımızdan aldığımız bilgiye göre, bu sayı 1500’ün altına kadar düştü. 1300 civarında kimliği meçhul cenaze kaldığı belirtiliyor. Kayıp yakınları, cenazesi tespit edilip numarasını öğrendikten sonra onu hemen çıkarmak yoluna gitmiyor olabilirler. Belki şartların olgunlaşmasını bekliyorlardır.

“Tüm cenazelerden kan veya doku örneği alınmalıydı”

Antakya merkezde ilk iki hafta, kimliği bilinen cenazelerden örnek almadılar. Bu yanlış bir uygulamaydı ancak bakanlığın genelgesi olduğu söyleniyordu. Yakını, cenazesini enkazdan çıkarıp alıp getirdiği zaman buna ‘kimliği belirli cenaze’ diyor ve buna matbu defin belgesini veriyorlardı. Bu yanlış bir uygulamaydı ancak bakanlığın genelgesi olduğu söyleniyordu. Doktorlar örneklerin alınmasını önermesine rağmen savcılık, kimliği bilinen cenazeler için yakınlarının beyanının esas alınmasını kabul ediyor, cenazeleri teslim ediyordu. Ama biz biliyoruz ki kişilerin, bu travmadan kurtulabilmek ve cenazesini bir an önce bulup gömmek için cenazeyi tam teşhis edemeden ‘Bu bizim yakınımızdır’ deme ihtimali var. İki haftadan sonra ise savcılar bu uygulamaya son verip tüm cenazelerden DNA örnekleri alınmasını istediler. Kimliği bilinmeyen bütün cenazelerden ise DNA örnekleri alınıyor.

“Devlet, kayıp sayılarını şeffafça açıklamalı”

– Kayıp sayıları konusunda da bir belirsizlik var.

Devlet, açıklamalarında şeffaf olmadığı için kayıp sayılarının kaç olduğunu kimse bilmiyor. Öyle bir rivayetler dolanıyor ki, on binlerce kişi kayıp gibi. Ancak bulgular o yönde değil. Kaç kişi yakınlarını arıyor, kaç kimliği meçhul cenaze bulunuyor? Bunları açıklasalar belki bu kadar söylenti ya da buna bağlı olarak insanların gerginliği azalacaktır diye düşünüyorum.


Antakya Narlıca kimsesizler mezarlığı (Fotoğraf: Vecih Cuzdan)

“Ölü muayenesi işlemiyle kişilerin defnedilmesi doğru”

– Depremde hayatını kaybedenlere otopsi yapılmaması konusunda düşünceniz nedir? Bu süreçte yakınlarını kaybedenlere sadece matbu olarak hazırlanmış “ölü muayene, kimlik tespit, teslim ve defin tutanağı” verildiğini biliyoruz.

45 binin üzerinde ölüm varken, dünyanın hiçbir yerinde bu kadar fazla kişiye otopsi yapılması mümkün değildir. Ölü muayenesi işlemiyle kişilerin defnedilmesi doğru olanıdır. Ama ölü muayene tutanakları matbu evrak mı olmalı; hayır, bu da değildir. Ancak orada çalışan uzman arkadaşımızın önüne yüzlerce cenaze gelince onlara tek tek ölü muayenesi yapması, belge düzenlemesi, tıbbi kimliklendirme yapması ve son olarak ölüm nedenini belirtir bir rapor yazması yaklaşık olarak bir saatini almaktadır. Özellikle depremin ilk günlerinde bunu kaldıracak bir işgücü yoktu orada. Bu mümkün değildi. Onun için yapılan işlem ‘olması gereken’ değildir ama doğrudur. Yapılan işlem, yapılabilecek başka bir şey olmadığı için yanlış değildir.

“Arama-kurtarma” için gecikmenin kanıtı yok: Matbu “ölü muayene” belgesi

“Ölüme alışık bir insanım ama gördüğüm manzara dehşet vericiydi”

Antakya’ya depremin üçüncü gününde gittim. Gerçekten ölüme alışık bir insanımdır. Ama gördüğüm manzara dehşet vericiydi. Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bütün bahçesinde sırayla cenazeler dizilmişti. TIR’ın içerisi cenaze doluydu. Yani inanılacak bir manzara değildi. Oradakilerin buna daha bilimsel yaklaşmasını beklemek de çok gerçekçi olmuyor. Ancak ilk günlerden itibaren tüm cenazelerden kan örneği alınmalıydı. Kan örneği alınamayanlardan da doku ve kemik örneği alınmalıydı. Parmak izi de çok önemli bir işlevdi. Birçok kimliği meçhul cenaze bu sayede tespit edilebildi.


Antakya Narlıca kimsesizler mezarlığı (Fotoğraf: Vecih Cuzdan)

“Otopsi yapılmadığı için hipotermiyi kanıtlamak mümkün değil”

Ölüm nedenlerine hep aynı şeylerin yazılmasına gelince… Deprem nedeniyle ölenler ya göçüğün altında kalmaya bağlı, travmaya bağlı, künt genel vücut travmasına bağlı ölmüş olabilirler. Ya da üzerlerine ağır cisimler çökmesi nedeniyle mekanik asfiksiye [havasızlık] bağlı ölmüş olabilir. Ya da teorik olarak söylenen ancak pratik olarak ispatlamamızın mümkün olmadığı hipotermiye bağlı ölümler olabilir. Niye ispatlamamız mümkün değil? Çünkü hipotermiye bağlı ölümleri tespit edebilmemiz için kişiye otopsi yapmak lazım. Otopside nasıl hipotermxi tanısı koyuyoruz? Ancak kişinin diğer ölüm nedenlerini ekarte ederek yani ortadan kaldırarak, en sonunda diyoruz ki bütün ölüm nedenlerini dışladık ve ortamı, bulunduğu yer göz önüne alınınca hipotermiye bağlı ölüm meydana gelmiş olabilir diyoruz. Şimdi bu cenazelerde hipotermi diyebilmemiz pek olanaklı değil, çünkü hiçbirine otopsi yapılamadı, yapmak da mümkün değildi. Bu nedenle de hipotermiye bağlı ölüm muhtemelen olmuştur; göçük altındakiler zamanında çıkartılamadığı için, o soğuk havalarda bir iki günden fazla kaldığı için olmuştur. Ama bunları ispatlayabilmemiz mümkün değildir. İlk zamanlarda mümkündü, ancak şartlar bunun için mümkün değildi. Bu andan sonra mezar açılsa da ölüm nedenini saptayabilmek mümkün olmayacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir